Ahmet Sevim
Cumhuriyet ve Adalet Partisi Genel Başkanı
Yirmi yıla yakın bir süredir kendi işimi yönetiyorum. Güvenlik, temizlik ve site yönetimi gibi insanın içine, hayatın tam ortasına giren alanlarda çalıştım. Bu yıllar bana kitaplardan öğrenemeyeceğim bir şeyi öğretti: Bir ülkenin gerçek hâlini istatistik tablolarında değil, çalışanın yorgun yüzünde, işverenin kaygısında, apartman kapısında bekleyen bir yöneticinin derdinde görürsünüz.
Ben siyasete bu yüzden bir makam arayışıyla değil, bir sorumluluk duygusuyla yaklaşıyorum. Bence siyaset unvanlarla, makam odalarıyla ya da kişisel çıkarlarla ölçülmez. Siyaset, garibanın sofrasına oturabilmek, derdini dinleyebilmek ve çözümüne ortak olabilmektir. Halktan kopuk bir siyaset, ne kadar parlak sözlerle süslenirse süslensin, vatandaşın hayatına dokunmaz.
Adalet Her Şeyin Temelidir
Adalet, devlet yönetiminin merkezinde durmalıdır. Hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız bir yargı ve herkese eşit işleyen kurallar olmadan ne ekonomi sağlam durur ne de toplum huzur bulur. Vatandaş, hakkını arayabileceğine ve karşısına çıkan kapının herkese aynı şekilde açıldığına inanmak zorundadır. Bu güven zedelendiğinde sadece bir sistem değil, toplumun birbirine duyduğu inanç da aşınır.
Çocuklarımız Bizim Emanetimizdir
Üç çocuk babasıyım. Bu yüzden çocukların güvenli, adil ve fırsat eşitliğinin olduğu bir ülkede büyümesini bir siyasi söylem olarak değil, babalık duygusuyla bir görev olarak görüyorum. Her çocuğun sevgiye, güvene, eğitime ve hayata eşit şartlarda başlama hakkı vardır. Kimsesiz ve dezavantajlı çocuklar bu hakkın en çok sahipsiz kaldığı kesimdir. Onlara yalnızca maddi destek sunmak yetmez. Bir ağabey gibi yanlarında durmak, gerektiğinde bir baba şefkatiyle onlara sahip çıkmak gerekir. Bir çocuk “yalnızım” diye düşünmemelidir.
Kimse Geride Bırakılmamalıdır
Gerçek kalkınma, yalnızca ekonomik göstergelerin yükselmesi değildir. Toplumun hiçbir kesiminin geride bırakılmamasıdır. Uzun yıllar boyunca ihmal edilen kesimlerin, özellikle Roman vatandaşlarımızın eğitimde, istihdamda, barınmada ve sosyal hayata katılımda eşit imkânlara kavuşması bu anlayışın doğal sonucudur. Önyargıların ortadan kalkması, gençlerin meslek sahibi olması, ailelerin ekonomik olarak güçlenmesi için çözüm odaklı çalışmak hepimizin ortak görevidir.
Aynı şekilde yoksulların, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve engellilerin sesi karar mekanizmalarında daha güçlü duyulmalıdır. Kendini sahipsiz hisseden hiçbir vatandaşın kalmadığı bir Türkiye hayalimizdir.
Üreten ve Şeffaf Bir Türkiye
Güçlü bir ekonomi, üreten, emeği koruyan ve girişimciyi destekleyen bir anlayışla kurulur. Kamu kaynakları ise ancak şeffaf ve hesap verebilir bir yönetimle toplumun yararına kullanılabilir. Bunu iş hayatında da öğrendim: Mali disiplin, liyakat ve açıklık olmadan hiçbir kurum ayakta kalamaz. Devlet için de bu kural geçerlidir.
Sahadan Gelen Çözüm
Siyaseti yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir faaliyet olarak görmüyorum. Vatandaşın sorununu dinlemek, yerinde incelemek, uygulanabilir çözümler geliştirmek ve ülkenin geleceği için sorumluluk almak, her günün işidir. Cumhuriyetin kazanımlarını korumak da bu sorumluluğun parçasıdır. Bunu adalet, eşitlik, liyakat ve toplumsal dayanışma ilkeleriyle birleştirdiğimizde güçlü bir Türkiye’nin yolu açılır.
Bu yolda tek başıma değilim, olmak da istemem. Halkın arasından gelen, halkın yanında duran bir siyaset için hep birlikte yürümeye devam edeceğiz.